Cahit Sıtkı Tarancı


Haber bülteni üyeliği

 

www.cahitsitkitaranci.uzerine.com Kullanıcılarımız Tarafından Gonderilen Yazılar


TARANCI'DA YALNIZLIK VE ÖLÜM
 

Yeni Türk şiirinin büyük ustalarından biri olan Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirinde "yalnızlık" ve "ölüm" temleri üzerinde biraz olsun durmak, ölümünün bu yıl dönümünde, şairimizin ruhunu sevindirecektir sanırım.
Bu arada hemen belirtmekte fayda gördüğümüz bir eksikliğimizden söz açalım: Günümüz edebiyatını sürdürmeye çalışan, bu sebeple büyük fedakârlıklarda bulunan sanat dergilerimizin kalem sahipleri kadrolaşamadıkları için; dünkü edebiyatımızın ustalarından, hiç olmazsa ölüm veya doğum yıldönümlerinde bile söz etmez olmuşlardır. Böylece büyük ustalarımız mâzinin karanlıklarına gömülmeye başlanmıştır. Genç şair ya da yazarlarımız kılavuzsuz bırakılmış, edebiyatımız bundan büyük zarar görmüştür.
Yalnızlık ve ölüm temleri eski çağlardan beri şiirimizde yer almış, günümüze kadar süregelmiştir. Kanaatimizce, yalnız Türk şiirinde değil, dünya şiirinde bile yalnızlık temini en güzel dile getiren, eski şiirimizin büyük ustası Fuzûlî olsa gerektir. Bu görüşümüzü, Fuzûlî'nin bir gazelinden aldığımız şu beyitler doğrulamaktadır:

Yetdi bî-kesliğim ol gâyete kim çevremde
Kimse yoh çizgine girdâb-ı belâdan gayrı

Ne yanar kimse mana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapum bâd-ı sâbâdan gayrı

Şiirimizde yalnızlık temi; A. Haşim'i insandan kaçmaya, Yahya Kemal'i millî hasrete, Tarancı'yı korkuya, daha doğrusu ölüme götürmüştür. Tarancı, Fuzûlî'nin yalnızlığını almış, zamanımıza kadar getirmiştir. Tabiî, bu alıp getiriş, bir kopya veya taklid değil, iki şairin duyuş benzerliğinden ileri gelir. Tarancı, "Ömrümde Sükût" adını verdiği şiirinde şöyle der:

Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl,
İpekli mallarını kimseye göstermeden,
Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl,
Ömrüm öyle esrarlı geçecek ses vermeden.

Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek.

Hatta şair o kadar yalnızdır ki; odasının tavanı sanki annesi, duvarları kardeşidir. Şairle el-ele verirler, yalnızlıklarını ortaya koymak isterler, fakat seslerini kimseye duyuramazlar (Odamda Sükût).
Böylesine boğucu bir yalnızlık ortamı içinde bocalayan, bunalan şair, ölümü arzular gibidir. Sanki ölüm gelip kapıyı çalınca, bu yalnızlık bitecektir. Zaman Bir Kuşak Gibi adlı şiirinde, bahtsızlığına yakınır, onu, çakıp çakıp almayan bir çakmağa benzetir:

Karanlıklarla kardeş
Bahtım bir türlü ateş
Almıyan çakmak gibi.
Sabır nedir bana sor:
Zaman bir kuşak gibi;
Sarıl sarıl bitmiyor.

Zaman zaman, yalnızlıktan kaçmak isteyen şair; kendini mâziye verir, her şeyi unutmak ister, fakat yine de yalnızlıktan kurtulamaz.

Maziyi yâda daldığım zaman,
Nasıl olur da bilmem ki bazan,
Hafızam durur, kaybolur yollar;
Ve sonra birden içime dolar,
Daire gibi genişler sükût,
Der: "İçimde kal, hepsini unut."

Uykusuz kaldığı geceler korkuya dalar, yakınmaya başlar: "Bu zâlim uykusuzluk - yolumu kesen haydut- / Bana yalnızlığımı sezdiren uykusuzluk." Aynalara yalvaran şair, onları bir sevgiliye benzetir, kırılacak en son parçalarına kadar, kendi hayâliyle kalmaya çağırır. Aynalar da olmasa, öldükten sonra şairi, düşünen hiç kimse kalmayacaktır:

Aynalar, aynalar, sevgili aynalar,
Yok beni anlayan seven, sizin kadar.
Öldükten sonra da, yine sizin kadar,
Kim beni düşünür, hayalimi saklar?
Aynalar, ne olur, siz yalnız aynalar.

Bu yüzden Tarancı: "Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem!" diyerek, ölümü çağırır. "Uzak bir iklimin ılık havasında", bütün sevdikleri şairin hülyalarını paylaşırken, şair, camlar arkasında yapayalnızdır.
Düşten Güzel kitabındaki "Yalnızlık Macerası" şiirinde şöyle seslenen şair;

Öyle yalnız kaldım ki hayatımda
Kimi gün öldüm kimi gün ilâh oldum
Çok zaman annemin dizlerine hasret
Koydum başımı kendi dizlerime
Doya doya ağladım

diyerek, dost ümidiyle yandığını, çaldığı kapılardan eli boş döndüğünü, herkesin kendisine yabancı olduğunu, bir sevgili bulamadığını, sevgilisinin saçları yerine, kendi saçlarını okşadığını ortaya kor. Çünkü sevgilisi vefasız çıkmıştır:

Gönül sende, göz yolda kaldı;
Ne postacı semtime uğrar,
Ne turnalar selâm getirir;
Vefasız çıktın Beşiktaş'lım.

C. H. P'nin 1946 yılında açtığı şiir yarışmasında Tarancı'ya birincilik sağlayan "Otuzbeş Yaş"ta yine yalnızlıktan söz açan şair: "Neylersin ölüm herkesin başında." derken, ölümü "kader" olarak görmektedir. Hemen birçok şiirinde; şükreden, Tanrı'yı anan, Cuma'nın kutsallığına işaret eden şairin inanç yönünü görmekteyiz.
İlk gençlik dönemindeki şiirlerinde: "Ömrümde Sükût / Düşten Güzel"de sık sık yalnızlıktan söz açan şair, olgunluk döneminde dört elle ölüm temine sarılmıştır. İlk şiirlerinde gördüğümüz yalnızlık duygusundan, ölüm sayesinde kurtulacağını uman şair:

Ne vefasız geçmişten hayır var,
Ne gelecekler imdada koşar,
Çoktandır tekneyi aldı sular;
Çoktandır ümitler sende ölüm.

der. Ona göre yalnızlığın en kurumaz kaynağı ölümdür. Tabiatıyla bu kaynak hiçbir zaman kurumayacağı için, şairin yalnızlığı baki kalacaktır. Ölümün ışığını, güneş ışığından daha zinde bulan şair, ruhun ebediyetine inanır. Aslına döneceği günü hasretle bekler. Bir Ölünün Ardından adlı dörtlüğünde şairin mistikleştiğini görürüz. Mistiklere göre; her şey Tanrı'dan kopmuştur ve yine aslına dönecektir. "Tabiatta her sabit şey yokluğun kucağıyla sarılmak zorundadır. Ve aslına döner. Her var olan şeyin mevcudiyetinden önce de yokluk vardır." (*) Bu yokluk, Tanrı'nın kendisidir. Sözünü ettiğimiz dörtlükte; bu gerçeği bilmeyenler veya inanmayanlarla şairin alay ettiğini görmekteyiz:

Kabrime çiçek getirenlere gülerim;
Gafil kişilermiş şu insanlar vesselâm;
Bilmezler ki bu kabirle yoktur alâkam;
Ben o çiçeklerdeyim, ben bu çiçeklerim.

Ölüm, zaman zaman ona korku verir. Bu korku, ölümün ansızın geleceği endişesinden doğar. Bu bakımdan şair, akşamları evde olmak ister. Ona göre: "Kişi evde gerek akşamları / Ölürse helâllaşarak ölür."
Kısaca; ona göre yalnızlık, ölüme açılan bir kapıdır. Ölüm kurtuluştur, ölüm korkulu düştür, ölüm vazgeçilmez bir kaderdir. Ölüm asla dönüşün, Tanrı'ya erişin o güzel türküsüdür. Ölümden sonra ise yalnızlık Tanrı'da devam edecek ve böylece şairin yalnızlığı, Tanrı'da baki kalacaktır. Yalnızlık ve ölüm temi, Cahit Sıtkı'da iç içe girmiş birer temdir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; yalnızlığı Fuzûlî'den, ölümü Yahya Kemal'den daha güzel olarak şiirimize aksettiren Cahit Sıtkı Tarancı'dır.
Son yüzyıl edebiyatımız Türkçesi, onun şiiinde en güzel ahengini, nağmesini bulmuş, inceliğin doruğuna çıkmıştır. Böylece Türkçe, Tarancı'dan, kendi deyimiyle, hoşnut olmuştur.
Ölüm yıldönümü dolayısıyla Tarancı'ya, Tanrı'dan rahmet dileriz.


Oyhan Hasan BILDIRKİ


(*) FUZÛLİ - N. Hacıeminoğlu, Hadikatü's-Süedâ'dan Tarancı'da Yalnızlık ve Ölüm, Hisar Dergisi, Sayı: 106 s. 26 - 27 / Ekim 1972


Sizde Yazınızı Paylaşmak Ve Yayınlatmak İstiyorsanız Tıklayınız.

Editör Bilgileri

Ro?an

Ö?renci


Editöre Ulaşın

Oylama

Cahit Sıtkı Tarancı Sitemizi Nasıl Buldunuz

Çok Güzel

Güzel

İdare Eder

Çok Kötü

En Son Eklenenler

blizzard-entertainment
diablo3
ubisoft
kristof-kolomb
honore-de-balzac
mardin_katliami
tamiller

Uzerine.com Copyright © 2005 Uzerine.com
uzerine.com Ana Sayfa | Gizlilik Sözleşmesi | Üye Girişi